30 Eylül 2021

Tam Bir Şair Gibi Nasıl Yaşanır- Alejandro Jodorowsky

İlk önce korkmadan, vermeye cesaret ederek, ölçüsüz yaşamaya cüret ederek yaşamak. Neruda kale şeklinde bir ev inşa etti ve etrafına koskoca bir köy topladı, senatörlük yaptı, neredeyse Cumhurbaşkanı olacaktı… Tüm ömrünü Komünist Parti’ye adadı, idealistti; bir halk devrimi gerçekleşmesini, daha adil bir dünya kurmayı gönülden istiyordu… Şiirleri tüm Şili gençliğinde iz bıraktı. Şili’de alkol koması eşiğindeki sarhoşlar bile Neruda dizeleri okurdular! Şiirleri hem okullarda hem de sokaklarda okunuyordu. Herkes onun gibi şair olmak istiyordu. Sadece öğrencilerden bahsetmiyorum, işçiler, hatta dizelerle konuşan sarhoşlar bile! O, ülkedeki çılgın atmosferi metinlerine yansıtmayı bildi. Aklıma üniversite yıllarımızda, toprağımız Şili’nin yerli şarabıyla sarhoş olup koro halinde okuduğumuz şiir geldi, dinle:

“Yoruldum, ayaklarımdan işte, tırnaklarımdan, gölgemden, saçlarımdan yoruldum işte insan olmaktan. Nefis bir şey olurdu ama Bir noteri kesik bir zambakla korkutmak ya da kulak tozuna vurup öldürmek bir rahibeyi. Ne güzel olurdu yeşil bir bıçakla koşmak sokaklarda soğuktan ölünceye kadar bağırarak.”

Dünyaca ünlü Neruda’nın yanında, benim için büyük önem taşıyan dört şair daha var. Vicente Huidobro, alım gücü yüksek, Neruda’ya göre çok daha mütevazı bir ortamdan geliyor. Annesi Fransız edebiyatı buluşmalarına ev sahipliği yapan tüm mekanları tanırdı, çok iyi bir sanat eğitimi aldı. Bu nedenle onun şiiri, tüm ülkeyi zarafete bulayan, yüksek bir biçimsel güzelliğe sahiptir. O dönemde hepimizin hayallerini Avrupa, kültür süslerdi… Huidobro şiirleri bize kıymetli bir estetik dersi oldu. Örnek olarak şairin Madrid’te verdiği konferanstan bir parça okuyacağım, gerçeküstücü manifestonun çıkışından üç yıl önce:

“Dilin, dil bilgisi anlamı dışında, bir anlamı daha var; sihirli bir anlamı. Bizi tek ilgilendiren anlamı da o… Şair var olan dünya dışında var olması gereken dünyayı yaratır… Şiirsel dilin kıymetini konuşulan dile olan uzaklığı belirler… Dil, bir şeytan çıkarma ayinine dönüşür ve önceden belirlenmiş tüm sıradan kostümlerden uzak, başlangıçtaki çıplaklığın parlaklığıyla belirir… Şiir, iki ucun tezata ya da şüpheye yer olmadığı yerde kesiştiği köşeden, son ufuktan başka bir şey değildir. Bu son sınıra varıldığında, sıradan fenomenler zincirinin mantığı kırılır ve şairin topraklarının başladığı diğer uçta zincir, yeni mantık çerçevesinde tekrar oluşur. Şair, size elini son ufuktan ileri, piramidin tepesinden daha yükseğe, gerçeğin ve yalanın daha ötesine yayılan o topraklara; ölüm ve yaşamın, mekan ve zamanın, aklın ve fantezinin, ruhun ve maddenin daha ötesine götürmek için uzatıyor… Gırtlağında söndürülemez bir yangın var.”

Bu şairler arasında bir kadın da vardı, Gabriela Mistral. Duyulara hitap eden şiirden çok uzak, kuru, sade görüntülü bir kadındı. İşte, devlet okullarında ders veren, o ufak tefek mürebbiye bizim için bir barış sembolüne, dönüştü. Bize, dünyadaki acılara karşı ahlaki sorumluluğu öğretti. Gabriela Mistral, Şilililer için bir çeşit gurur, çok mistik, evrensel bir anne figürüdür. Tanrı’dan öyle güçlü bir inançla bahseder ki… “Pirin Duası”ndan (bahsi geçen bu pir tabii ki mürebbiye idi) şu alıntıyı dinle:

“Tanrım! Sen ki öğretensin, affet benim de öğretmemi; yeryüzünde Sen’in taşıdığın, Pir adını taşımamı… Pirim, ateşimi sonsuz ve hayal kırıklığımı geçici kıl. Beni huzursuz eden bu adalet tutkusunu, beni yaraladıklarında tepeme çıkan bu acımasız isyan arzusunu içimden sök… Saf olmayan tüm güçleri, senin yakıcı niyetin hariç hayatımla ilgili tüm basıkları hor görmeme yardım et… Bana sadelik ve derinlik ver; gündelik öğretilerimde karmaşık ve sığ olmaktan kurtar… Döven elimi hafif ve okşayan elimiyse yumuşak eyle.”

Dördüncüsünün adı Pablo de Rokha. O da çok aşırı bir kişilikti, hakkında çılgın söylentiler dolaşan bir çeşit şiir boksörüydü. Anarşist saldırıları, dolandırıcılıkları bile ona mal ettikleri oldu… Aslında Şili’ye kültürel provokasyonu getiren Dadaist bir dışavurumcuydu. Sarsıcıydı, hakaret etmekten çekinmezdi ve edebiyat çevresinde kötü, kara anılan bir aurası vardı. Bu yaylım ateşine benzeyen birbirinden bağımsız cümleler, ateşli öfkesini anlaman için yeterli olacaktır:

Yakın şiiri, kellesini uçurun şiirin… Solucanlarla yıldızlar arasında nasıl seçim yapılırsa, siz de herhangi bir malzeme seçin… Tanrı insan içinde halen maviyken… Sen, sen tam merkezindesin Tanrı’nın, seks gibi, tam merkezinde… Tanrı’nın cesedi, öfkeyle iç organlarım arasında ulur… Sonsuzluğu revolverimin kabzasıyla döveceğim.”

Son olarak beşinci şairin adı Nicanor Parra. Köylüdür, üniversite basamaklarına çıktı, önemli bir okulda profesör oldu ve entelektüel, zeki şair figürüne hayat verdi. Bize Wittgenstein, Viyana Okulu ve Kafka’nın mahrem günlüğünü tanıttı. Özel yaşamında çok Güney Amerikalıydı…”

Pablo Neruda

Vicente Huidobro

Gabriela Mistral

Pablo de Rokha

Nicanor Parra

ALINTIDIR: Alfa Yayınları- Psikobüyü - Alejandro Jodorowsky Çevirmen: Nihal Mumcu (Sayfa 33-34-34-35-36)

DÜMENSİZ

dumensiz.net

Bize ulaşmak istersen dumensizol@gmail.com adresine mail atabilirsin.

Dünyada bir yerdeyiz