11 Ekim 2021

İçgüdüler, Akıl ve Tedirginlik- Alan Watts

Doğdukları günden yavru kuşların uçmaya, yavru kazların yüzmeye, yavru kedilerin avlanmaya ve ağaçlara tırmanmaya, yavru maymunların dallara asılıp sallanmaya başlamaları için gerekli süre yıllar değil yalnızca haftalarla belirlenebilir. Gerçi bu yaratıkların insanınkiyle karşılaştırınca çok daha kısa bir yaşam sürelerinin olduğunu biliyoruz. Ancak oranlanınca uygar insanın yaşamını sürdürmesi için yani öğrenmesi zorunlu bilgileri edinmesi için gerekli zamandan çok daha azı, onların bu becerileri kazanabilmelerine yetiyor. Bu yaratıklar yaşamlarını sürdürebilmek için gerekli tüm becerilerle donatılmış olarak dünyaya geliyorlar. İnsanın içinden neredeyse bu yaratıkların yaşamlarını güvenceye almak için tüm gerekli tekniklerin bedenlerinin içine yerleştirilmiş olduğunu söylemek geliyor. Ya insana gelince!.. Uygar toplumda insanın yaşamını sürdürebilmesi, düşünme, öğrenme ve seçme sanatlarında ustalaşmasını gerektiriyor, bu da aşağı yukarı insan yaşamının dörtte birini alıyor. Bir de şu var: Uygar bir toplumda yaşamak için hayvanların ve bitkilerinkinden daha değişik bir düşünce ve davranış biçimi gerekli. Bu düşünce ve davranış biçimine pek de açıklayıcı bir söz olmamakla birlikte içgüdülerin karşıtı olarak akıl diyebiliriz. Şöyle basite indirgersek: Fark, içgüdülerin içten gelme, zorlamasız kendiliğinden olmasına karşın; akıl çözümlemeleri, tahminlerde bulunmayı, yargılara, kararlara varmayı gerektiren bir süreçle bir arada yürüyebiliyor.

Her ikisi de insanın şaşkınlıktan ağzını açık bırakacak kadar yararlı şeyler. Ama sanmıyorum ki akıl canlı kalabilmeyi güvence altına almakta daha başarılı. En azından teknolojik bulguların uygulama alanına konulması bugün için insanın ortalama yaşam süresini bir yirmi yıl kadar uzatmış bulunuyor. Ancak aklın kılavuzluğuyla işlerimizi yürütmenin de bir bedeli var. Bazen bu bedel o kadar pahalı ki insan “Buna değer mi?” diye sormaktan kendini geri alamıyor. Bunu hepimiz biliyoruz: Aklın kılavuzluğunun bedeli sürekli bir tedirginlik içinde yaşamaktır. İşin garip yanı insan yaşamı ne kadar akılcı ve düzenli olursa, ne kadar akılcı düzenlemeler altına alınırsa yaşamın tedirginliği, huzursuzluğu da o derece artıyor.

Akıl bir anlamda sistemleştirilmiş kuşkudur. Tam karşıtı olan içgüdüsel inançla karşılaşmadan pek uzaklara gidemez. Hem akıl hem de içgüdü karşılıklı olarak birbirlerini dışlıyorlar gibi göründüğüne göre çözümsüz bir çelişki çıkıyor ortaya. Akıl sistemleştirilmiş kuşku olduğuna göre kendisine de güvenemez. İşte bunun için de kendine güvensizlik uygar insana özgü bir ruhsal bozukluktur. Dönüşü olmayan bir karar söz konusu olunca yasal güvence altına almak, yanılma payı bırakmayan bir denetim sağlamak için bir kez, iki kez, üç kez denetimden geçirmek için bir yığın karmaşık ve ayrıntılı düzenlemeler geliştirilmiştir. Bunların hepsi de çok iyi bildiğimiz bürokratik engellere takılıp kalırlar. (Anımsadığım yakın bir örnek Kaliforniya Üniversitesinin bir kürsüsünde dışardan bir kimseye yazı makinesiyle yazdırılacak bir yazı için yirmi beş doların üstünde harcama yapabilmek ancak on iki kopyalı bir form doldurduktan sonra olabilmişti. Kopyalardan dördü de okunmaz durumdaydı.)

Bütünüyle akılcı ve içgüdüleri hiç hesaba katmayan bu tür düzenlemelerin yalnız tedirginliklere, huzursuzluklara yol açması bir yana; asıl tıkanıklıklara, işlerin çıkmazlara sürüklenmesine neden olmaları akılcılığa karşı çıkan akımların en önemli gerekçesi olmuştur. İşte böyle bir yığın çapraşık dolambaçtan bıkan demokrasiler, sabırsızlık ve kızgınlıkla diktatörlüklerin kapanına kısılıyorlar. Edebiyatta, müzikte ve resimde sanatçılar, içinden çıkılması olanaksız ya da çok büyük bir çaba harcamayı gerektiren sonu gelmeyen sayısız teknik bilgilere bir karşı çıkış olarak ilkel yabanıllığı seçip yalnızca içgüdüsel coşkuya ağırlık vermek için her türlü kuralı yıkmaya girişmişlerdir. Bir yığın gereksiz ve yararsız defterler, kayıtlar gereksiz işlemlerden bıkan küçük girişimciler işletmelerini büyük girişimcilere satıyorlar. Üniversitelerin öğrenci kabul edip etmemekte tam yetkili kayıt bürolarının ve doktora sınıflarının hayal gücünden yoksun ukalalıkları yüzünden gerçek deha sahibi olanlar ya da yaratıcılık yeteneği olanlar giderek üniversitelerin dışında kalıyorlar. Gene bizim adamakıllı topluluklaşmış başıbozuk siyasal ekonomik sistemimizi anlayabilmekten umut kesen ve bu sistemi düzeltmek için elinden bir şey gelmeyeceğini gören çok sayıda insan politikayla da, toplum yararını güden çalışmalarla da ilgisini yitiriyor. Bunun sonucunda da arsız bir sarmaşık gibi her yanı çabucak saran çeşit çeşit toplulukların ortaya çıkmasına ve toplumu kendi modeline göre biçimlenmesine gözlerini kapamış oluyorlar. Bu biçimlemenin amaçlarıyla değerleriyse ne insancıl ne de insanın içgüdüsüne uygundur. İnsanı hiçe sayan mekanik bir düzenlemedir bu. Şurasını da unutmamalıyız, iç çelişkilerle dolu olan bir sistem birbirleriyle çelişen başkaldırı çeşitleri üretecektir elbet.

ALINTIDIR: Yol yayınları-Taoculuk Zen ve Batı Kültürü- Alan Watts-Çevirmen: İlhan Güngören (97-98-100-101-102)

DÜMENSİZ

dumensiz.net

Bize ulaşmak istersen dumensizol@gmail.com adresine mail atabilirsin.

Dünyada bir yerdeyiz